PUSULA’dan başlıklar…
TÜRSAB’da yönetici olmak, herhangi bir kurumda yönetici olmanın ötesinde, hem kişisel bir özveri hem de toplumsal bir sorumluluk gerektirir.
Bu tür görevler bireyleri, sadece günlük yaşamlarında değil, vicdanlarında da sürekli bir muhasebe içinde bırakır.
İnsan, yükümlendiği sorumlulukların ağırlığını taşırken bir yandan da içinde bulunduğu kuruma ve sektöre değer katma çabasıyla hareket eder. Belki de bu yüzden, bu görevlerin zorluğu kadar anlamı da büyüktür
Yönetmek ve Finans
Sektörde yıllar içinde gördüğüm en temel eksikliklerin başında finansal disiplinsizlik ve muhasebe süreçlerine yeterince önem verilmemesi gelmektedir. Birçok işletme, potansiyeline ve kaliteli hizmetine rağmen, sadece bu alandaki zaaflar nedeniyle ayakta kalamamıştır. Bu yazı, hem genç girişimciler hem de uzun süredir iş hayatında olanlar için bir hatırlatma ve yol gösterici niteliktedir.
İş dünyasında başarı sadece müşteri memnuniyeti, iyi hizmet veya cesur yatırımlarla gelmez. En az bunlar kadar önemli olan bir alan daha vardır ki, ihmal edildiğinde sessizce ama kesin şekilde bir işletmeyi içten içe tüketir: Finansal disiplin ve muhasebe yönetimi.
Finansı takip etmeyen, dijital sistemlere entegre olmayan, nakit akışını yönetemeyen, parasının nereden gelip nereye gittiğini bilmeyen her işletme; gelecekte bir noktada ağır bir bedel ödemeye mahkum olur.
Unutmayalım, kontrol edemediğimiz para, bizim değildir.
Birbirimizin sesini duymak
Günümüzde iletişim, çoğu zaman birbirimizi anlamaktan çok, kendi sesimizi duyurma çabasına dönüşmüş durumda. İnsanlar konuşuyor, fakat dinlemiyor; cevap veriyor, fakat anlamıyor. Oysa gerçek iletişim, tahammül ve nezaketi içinde barındıran bir sanattır.
Nezaket, yalnızca kibarlık değil, bir anlayış biçimidir.
Karşımızdaki kişiyle aynı fikirde olmasak bile onu sabırla dinleyebilmek, onun da bir hikâyesi olduğunu kabul etmektir. Nezaket, bir fikre karşı çıkarken bile öfkeye kapılmadan, saygıyı koruyarak konuşabilmektir.
Etik ve anlamlı yaşam
Hiç kimse ölüm döşeğinde “Keşke daha fazla ofiste zaman geçirseydim!” demez.
Başarı, para, ün… Evet, bunlar motivasyon olabilir. Ama bir gün geriye dönüp baktığımızda, en çok içimize sinen şeyler; doğru kararlar, düzgün duruşlar ve başkalarının hayatına dokunduğumuz anlar olacaktır.
İşte bu yüzden mesleki hayatımızda etik ve anlamlı yaşam kavramı önemlidir.
Eğer bu satırları okuyorsan, demek ki gelişime açıksın. Belki yeni başlıyorsun, belki yolun başındasın, belki bir dönemeçtesin.
Şunu bil:
– Bilgiyle, emekle ve erdemle yürüyenler uzun vadede hep kazanır.
– Zor zamanlar olacaktır ama sağlam duruş seni ayakta tutar.
– Her müşteri bir fırsattır; sadece satış için değil, insan olarak dokunmak için.
– Nezaket, dürüstlük ve kararlılık seni sıradan biri olmaktan çıkarır.
“İyi insan olmak, iyi turizmci olmanın ön koşuludur. “
Turizm yeniden yapılanmalı
Türkiye turizmi, uzun yıllar boyunca “kaliteli hizmetin uygun fiyatla sunulması” formülüyle pazarda yer buldu. Bu formül, ilk bakışta olumlu gibi görünse de zamanla kalite-fiyat dengesinin bozulmasına ve sektörün ‘orta gelir tuzağına’ yakalanmasına neden oldu. Turizmde bu tuzak, ne üst düzey segmentte rekabet edebilmek ne de düşük maliyetle sürdürülebilir olmak anlamına gelir. Ortada kalmak, zamanla geride kalmaktır
Gastronomi rotaları haritada yok, sağlık turizmi teşvikle destekleniyor ama kalite ve denetim standardı tam oturmamış, kültür turlarında hâlâ İstanbul–Kapadokya–Efes üçgeni dışına çıkmak zor.
Türkiye turizmi, otuz yılı aşkın süredir küresel rekabette yerini sağlamlaştırmaya çalışırken bir yandan da yapısal sorunlarla boğuştu: fiyat odaklılık, düşük kişi başı harcama, imaj sorunları ve dışa bağımlı pazarlama modelleri. Bugün geldiğimiz noktada hâlâ aynı sorular etrafında dönüyorsak, artık bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç olduğu açıktır.
Bu dönüşüm; yalnızca fiyatı artırmakla değil, ülke turizminin genel çerçevesini yeniden tanımlamakla mümkündür.
Aşağıda, bu yeniden yapılanma süreci için bazı stratejik öneriler sunulmaktadır…
Genişletilmiş Bölgesel Yürütme Kurulları toplantıları
Bu toplantılarda herkesin söz alma hakkı vardı ve herkes arzu ettiği şekilde, saygı sınırları içinde kalmak koşulu ile eleştiride bulunabilirdi. Tartışmalar hep seviyeli olurdu.
Her üyenin fikir ve düşüncelerine önem veren yönetim kurullarımız, BYK yapılanması ile sektördeki demokratik yönetim anlayışının temellerini atmışlardır.
Bu toplantıların bir çoğuna Bakanlık üst düzey bürokratları da katılırlar ve gündeme göre bilgilendirmelerde bulunurlardı. Bazı Bakanlarımız da bu toplantılarımızı şereflendirmişti.
Açılış oturumlarında, toplantının yapıldığı il ve ilçenin en üst düzey (Vali, Belediye Başkanı, Ordu Komutanı, İl Turizm Müdürü vb) muhakkak hazır bulunurlardı. Böylece o bölgenin BYK’sı ev sahibi olarak bürokrasi ile de ilişkilerini güçlendirirdi.
Toplantıların akşamları ise tamamen sosyalleşmeye ayrılır, günün yorgunluğu ve stresi atılır, dönemin müzikleri ile coşulur, eğlenilirdi.
Dönemimizde hiçbir BYK yönetimini keyfi olarak görevden almadık, hatta düşünmedik dahi.
Genişletilmiş Bölgesel Yürütme Kurulları toplantılarının bir diğer adı da “Turizm Meclisi“ idi
14–16 Temmuz 1995 tarihleri arasında Pamukkale’deki Richmond Hotel’de gerçekleştirilen “Turizmde Yönetim ve Güvenlik” başlıklı toplantı, turizm sektörünün kamu, özel ve yerel yönetim temsilcilerini bir araya getirdi.
TÜRSAB, TURTOB ve Turizm Bakanlığı’nın organizasyonunda düzenlenen bu etkinlikte, özellikle güvenlik ve yönetişim konuları üzerinde duruldu. Katılımcılar arasında bakanlık temsilcileri, emniyet güçleri, belediye başkanları ve turizm sektörünün önde gelen isimleri yer aldı.
Toplantının ana teması “koordinasyon” kavramı etrafında şekillendi. Sorunların çözümünde en çok tekrar edilen bu kelime, kamu kurumları ile özel sektörün birlikte hareket etmesinin gerekliliğini vurguladı.
Sürdürülebilir ve güvenli bir turizm yönetimi için çok aktörlü iş birliği gerektiği ortaya kondu…
Sektörde birlik çok önemli
1990’lı yılların sonlarına gelindiğinde, Türk turizm sektörü pek çok açıdan büyümüş ama bir o kadar da dağınık hale gelmişti. Ulaşım, konaklama, yatırım, tanıtım… Her alan kendi mecrasında ilerliyor, kamuya karşı ise sektör tek sesle konuşamıyordu.
Ben o dönem TÜRSAB Başkanıydım. Saha gerçeğiyle bürokrasinin gündemi arasındaki kopukluk her geçen gün daha belirginleşiyordu. Sektördeki diğer arkadaşlarımızla – Barlas Küntay (TYD), Ali Güreli (TÜROB) ve Salih Ergin (TÖSHİD) – sık sık bu dağınıklığı, kamuya karşı yetersiz temsili ve sesimizi duyuramamayı konuşuyorduk.
Bu konuşmalar zamanla bir fikir olgunlaştırdı: Aynı masa etrafında bir araya gelmek. Ortak hedefler koymak. Kamuya karşı bütünlüklü bir söylem geliştirmek.
15 Temmuz 1998 günü, dört büyük sektörel kuruluşun başkanları olarak bir araya geldik. Bu buluşma, uzun süredir konuştuğumuz birlikteliği somutlaştırmak için ilk adım oldu. O gün yapılan toplantının sonunda hep birlikte imzamızı koyduğumuz bir bildirgeyle Turizm Özel Sektör Konseyi (TÖSEK) kurulmuş oldu.
Bugün, yurt dışındaki Türk turizm algısı hâlâ büyük ölçüde hizmet kalitesi üzerinden şekillenmiyor tamamen ucuz ürün imajı sürdürülüyor
Sadece oteller değil, transfer şirketleri, restoranlar, rehberler ve acenteler de bu zincirin halkalarıdır. Kaliteyi sadece ‘tesis’te değil, tüm temas noktalarında görmeliyiz.
Toplam Yaşam Kalitesi Hedefi Yeniden Ele Alınmalı ve bir Life Style/ Yaşam Tarzı algısı yaratılmalıdır. Kuşkusuz modern dünya kriterlerini benimseyen Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ilkelerine (fabrika ayarlarına) geri dönülmelidir
1998’de ortaya attığımız bu vizyon, bugün turizmde sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle birebir örtüşmektedir.
Turizm yatırımları artık sadece gelir değil, yaşam kalitesi katkısı açısından da değerlendirilmelidir. (Örneğin: karbon salınımı, sosyal etki, yerel ekonomiye katkı gibi ölçütlerle)
Sektör kuruluşlarının o yıllarda nitelikli, vizyoner kadrolar tarafından yönetiliyor olması büyük bir avantajdı.
TÜRSAB, TUROB, AKTOB, POYD, ÖZHİD, TYD gibi yapıların her biri kendi alanlarında etkin çalışıyor; ancak en önemlisi, birbirlerinin sorumluluk alanlarına duyarlı biçimde hareket ediyorlardı.
Her kurumun kendi iç toplantılarında, başka bir kuruluşun görüşünü gerektiren bir konu gündeme geldiğinde, o kurum mutlaka davet edilir ve birlikte çözüm aranırdı…
—

Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!